Darbe demeden darbeyle paslaşan; kurşun sıkmadan kurşun çocuklar yapmayı başaran bir güncel sanat olayı ‘Fikirler Suça Dönüşünce’. 1 Eylül’de İstanbul, Tophane’deki Tütün Deposu’nda açılan sergi, 50’den fazla sanat işini barındırıyor. Bu özelliğiyle sergi, bienallerle yarışıyor. Tütün Deposu’nu bir güncel sanat deposu haline getiren küratör ve sanatçı Halil Altındere, “Sanatçıların bilinçaltlarındaki muhalif ve isyankâr tarafları, bu sergiler aracılığıyla ortaya çıkarıyorum” diyor.
Türkiye’deki sosyal travmaları, başarıyla yaratıcı enerjiye aktaran sanatçılar, son dönem sanat üretimine büyük katkı sağladı. Bienaller, galeriler, sanat mekânları ve fuarlar, ülkede olup bitenleri bir bağlama oturtup belli bir dil ve estetik üzerinden aktarabilen sanat işleriyle doldu. Bu durumun iyi tarafı, toplumun sosyal belleğini geliştirmeye ve sanat kavramını daha açık düşünebilmeye vesile olması. Travmayla yüzleşme anında duyulan kısa süreli acı duygusunun da kötü tarafı olduğu söylenebilir. ‘Fikirler Suça Dönüşünce’ sergisinde de, bu yüzleşme anlarına olanak sağlayan, farklı kuşaklardan ve farklı bölgelerden gelen birçok sanatçının işi mevcut.
Sergi, 1969’daki ilk kavramsal sanat sergisi ‘Tutumlar Biçime Dönüşünce’ sergisine ve dünyada ilk profesyonel küratör olarak bilinen Harald Szeeman’a referans niteliği taşıyor. Durum böyle olunca, serginin iddiasının çağdaş sanatın bu topraklarda köklerini sağlamlaştırma arzusu olduğunu söylemek mümkün. Zira, Türkiye’de kavramsal sanatın kurucularından sayılan Sarkis’le aynı dönemde bu geleneği başlatan Altan Gürman’ın eseri, bunun bir örneği. ‘Kök’ten başlayan bir anlayışla, New York’ta, Amsterdam’da ya da Diyarbakır’da yaşayan ve Türkiyeli ya da Türk genç sanatçılarla köklerin üzerinden dallanıp budaklanıyor.
‘AB bayrağından çarşaf giymiş kadın’ işiyle uluslararası boyutta ses getiren sanatçı Burak Delier, sergiye küçük bir general heykeli ile katılıyor. Murat Gök’ün Suriye sınırındaki tellerden yaptığı hamağa yayılıp, tam sınırda, bomboş bir toprak arazinin üzerinde ‘keyfine bakıyor’ olmasına ne demeli? Elinde bomba tutan pamuk prenses, ya da göklere bakmaktan yorgun düşmüş boyunlarına boyunluk geçirip hâlâ bayrağa hazırolda bakan adamlara? Bu işlere bakınca, bizi topluma bağlayan ‘yara’lara bakıyor gibi değil miyiz? Bakmaya devam edelim; çünkü bu, yaraların iyileşiyor olduğunun habercisi.
“ Türkiye’deki sanat ortamına enerji geldi”
Serginin küratörü Halil Altındere ile Türkiye’de ivmenin yükseldiği güncel sanat üretimini ve son sergisini konuştuk.
Halil Altındere, hem güncel sanatçı hem de küratör olarak tanınıyor. ‘Fikirler Suça Dönüşünce’ sergisine kadar neler yaptınız?
* Bu, küratörlüğünü yaptığım beşinci sergi. İlk sergimi 2002 yılında, ‘Kötüyüm ve Gurur Duyuyorum’ adı altında, Türkiye’den altı kötü sanatçı ve sekiz kötü yapıtla yaptım. Ardından Proje 4L İstanbul Güncel Sanat Müzesi’nde ‘Plajın Altında Kaldırım Taşları’ sergisi için Vasıf Kortun’la yardımcı küratör olarak çalıştım. O sergide, 16 farklı şehirden ve yurtdışında da yaşayan Türkiyeli genç güncel sanatçıların işlerini İstanbul’da sergiledik. Dönüp baktığımızda, bugün önemli işler yapan sanatçıların çoğunun aslında o sergilerden çıktığını görüyoruz.
‘Seni Öldüreceğim İçin Çok Üzgünüm’ sergisi için de farklı bölgelerden sanatçıları bir araya getirdiniz...
* Bu sergi alttan gelen genç jenerasyonu içine almasıyla, merkezde hâkim olan yerleşik sanat anlayışının hâkimiyetini kırmaya başladı. İstanbul, Ankara, İzmir merkezli sanat üçgenini kırdı. Anadolu’da da yoğun bir sanat üretiminin olduğunu gösterdi. Öncesinde, ülkemizdeki sanat ortamında, şehirli, orta sınıf, iyi eğitimli sanatçı popülasyonu varken, bu sergilerle farklı etnik yapılarda ve farklı dilde üreten sanatçılar ve yapıtları görünür olmaya başladı.
Güncel sanatta bu özgürleşme ne zaman ve nasıl oluştu?
* 1990’ların ikinci yarısından itibaren yeni bir enerji geldi Türkiye’deki sanat ortamına. Bu durum, 1990 sonları ve 2000 başlarında, bu jenerasyonun aktif olarak işlerini sergilemesiyle resmileşti. Plastik Sanatlar Derneği’nin, TÜYAP’ta yaptığı 1995’ten 1998’e kadar süren ‘Genç Etkinlik’ sergileri de önemli yere sahip. Çünkü o zaman, ilk kez bu sergiler aracılığıyla genç sanatçılara böyle bir özgürlük alanı tanınmıştı.
Serginize suç ve fikir konsepti ile katılan sanatçılar ve işleri arasında doğrudan bir bağ kurulabiliyor mu?
* Benim sergim diğer küratör sergilerinden biraz farklı. Çünkü o sergilerde, küratör tarafından bir konu verilir, konsept yazılır ve buna uymaları istenir ya da ona uygun iş seçilir. Ben yapıtlardan yola çıkarak bir konsept oluşturuyorum. Bu bütünden çıkan enerjiye göre sergi başlığını belirliyorum. Kimseye sipariş usulü iş yaptırmıyorum. Sanatçılardan çok yapıt davet ediyorum. Bu nedenle, başlıktaki anlamı tek tek yapıtlarda aramak gerekmiyor.
dOkuzuncu İstanbul Bienali’nde küratörlüğünü yaptığınız ‘Serbest Vuruş’ sergisinde olduğu gibi, bu sergiye de dava açılır mı?
* O zamanlar bir ‘vatansever’, yanlış okuma sebebiyle bizi ihbar etmiş. 301’den dava açıldı. Biz kendimizi mahkemede sanatsal ve hukuksal olarak savunduk ve elbette ki beraat ettik. Kitaplarımız tekrar dolaşıma girdi. Tamamen sanatsal bir iş yapıyoruz, dava açılması anlamsız.